Arama

Zeybek mi, Zeibekiko mu? İki Yakanın Ortak Ritmi ve Tarihi | İbrahim Avcı

7 saat önce

Yunanistan'ın Zeibekiko dansıyla Guinness Rekorlar Kitabı'na başvurması ne anlama geliyor? Zeybek ve Zeibekiko arasındaki tarihi, felsefi ve ritmik farkları inceliyoruz.

Zeybek mi, Zeibekiko mu? İki Yakanın Ortak Ritmi ve Tarihi | İbrahim Avcı

Değerli okuyucu, hepiniz yepyeni bir "Zeybek Dosyası" bölümüne hoş geldiniz.

Son birkaç haftadır gerek ulusal basında gerekse sosyal medyada çığ gibi büyüyen, hepimizin mutlaka bir yerlerde denk geldiği oldukça hararetli bir gündem var. Biliyorsunuz, komşumuz Yunanistan'ın "Zeibekiko" dansıyla Guinness Rekorlar Kitabı'na başvuracağı ve bu dans çeşidiyle bir dünya rekoru kırarak zeybek kültürünü kendi üzerine tescilleteceği konuşuluyor. Tabii bu haber Türkiye'ye ulaşır ulaşmaz tahmin edebileceğiniz gibi ortalık karıştı, "Zeybek bizimdir, Yunanlar kültürümüzü çalıyor!" tartışmaları alevlendi. Klavye başında bir anda herkes tarihçi kesildi, yorumlar havada uçuştu.

Peki, değerli dostlar hiç düşündünüz mü; yüzyıllar boyunca aynı toprağı sürmüş, aynı denizin kokusunu içine çekmiş, aynı havayı solumuş iki milletin kültürel mirasları arasına kesin ve aşılmaz sınırlar çizmek ne kadar mümkün? Gelin, bugün o atılan sloganları ve ön yargıları bir kenara bırakalım. İşin aslına, derin tarihine, o dokuz sekizlik efsanevi aksak ritmin Ege'nin her iki yakasında nasıl bambaşka ruhlara büründüğüne dürüstçe yakından bakalım.

Dürüst olmalıyız diyorum; çünkü bir kültürü gerçekten sahiplenmek sadece onun adını bağırmakla olmaz, onu iliklerine kadar anlamakla olur. O dönemde haksızlığa uğrayıp dağlara çıkan bir Efe olduğunuzu ya da doğduğu toprakları bir gecede terk edip Atina'nın yoksul mahallelerine sığınmak zorunda kalan bir mübadil olduğunuzu hayal edin. Bugün, Ege'den Yunanistan'a zeybek kültürünün, ritimlerin, adımların ve o büyük ortak tarihin perde arkasını tüm çıplaklığıyla masaya yatırıyoruz. Çayınız, kahveniz hazırsa, koltuklarınıza yaslanın, tarihin tozlu sayfalarına doğru yola çıkıyoruz.

Dağların Sahibinden Meydanların Efendisine: Zeybeklik ve Efelik

Hikayemize, bu eşsiz kültürün doğduğu o dumanlı Ege dağlarından, yani işin toprağa düştüğü ilk kökeninden başlayalım. Bugün "Zeybek" dediğimizde aklımıza hemen meydanlarda diz vuran, kollarını bir kartal gibi iki yana mağrurca açan oyuncular geliyor. Ancak zeybeklik, sadece düğünlerde oynanan bir halk oyunundan ibaret değildir; başlı başına bir hayat felsefesi, katı kuralları olan bir teşkilat ve dönemin şartlarının bizzat yarattığı devasa bir kurumdur.

Değerli akademisyenlerimiz Prof. Dr. H. Ömer Karpuz ve Dr. Zeliha Gaddar'ın "Efelik ve Zeybeklikle İlgili Terminoloji Üzerine Bir İnceleme" isimli kapsamlı çalışmasına baktığımızda, efe ve zeybek kelimelerinin kökenlerine dair çok çarpıcı gerçeklerle karşılaşıyoruz. Yazarlarımız, "Zeybek" sözcüğünün öz Türkçe bir kelime olan "sağbek" (koruyucu, sağlam kişi) veya "zaybak" (hafif tüfekçi asker) kökünden geldiğini çok kuvvetli kanıtlarla ortaya koymaktadırlar. O dönemde, Selçuklu uç beyliklerinde sınır güvenliğini sağlamak amacıyla kurulan bu akıncı muhafız birliklerinin özünü oluşturan savaşçılara zeybek deniliyordu.

Adalet Arayışından Doğan Dağ Kanunları

Peki ne oldu da devletin bu muhafızları yön değiştirdi? Olayların perde arkasına indiğimizde, zeybeklerin tarih sahnesine isyankâr figürler olarak neden ve nasıl çıktığını çok daha iyi anlıyoruz. Osmanlı İmparatorluğu'nun ilerleyen yüzyıllarında, merkezi otoritenin zayıflaması, vergilerin köylünün belini bükecek kadar ağırlaşması ve yerel yöneticilerin halka zulmetmesi, kırsal kesimde devasa bir adalet boşluğu yarattı.

Saygıdeğer akademisyen Mehmet Öcal Özbilgin'in "Zeybeklik Kurumu ve Zeybek Oyunları" başlıklı o değerli doktora tezinde detaylandırdığı gibi, adaletsizliğe uğrayan ve çaresiz kalan cesur gençler çareyi silahını alıp dağlara çıkmakta buldular. Ben bu hikayeyi sıradan bir eşkıyalık terimiyle boğmak istemiyorum; çünkü bu adamlar, halkın gözünde adaletin şaşmaz terazisiydiler. Zenginden ve zalimden zorla alır, fakire fukaraya dağıtırlardı. Bu yüzden o yoksul Ege köylüsü, onlara kapısını sonuna kadar açar, yiyeceğini paylaşır ve onları adeta bağrına basardı.

Efe, Zeybek ve Kızan Hiyerarşisi

İşin arka planında bu dağlı kurumun kendi içinde muazzam ve katı bir hiyerarşisi vardı. Piramidin en tepesinde mutlak otorite olan "Efe" bulunurdu ve efenin sözü o dağlarda kanun demekti. Efe'nin hemen altında, onun en güvendiği sağ kolu olan tecrübeli "Zeybekler" yer alırdı. En alt kademede ise gruba yeni katılan, daha ateşli, deneyimsiz ama gözü pek genç delikanlılar, yani "Kızanlar" bulunurdu.

Bir kızan haksızlığa uğrayıp dağa çıkıp çeteye katıldığında ulu bir ağacın altına götürülür, bir yatağan bıçağının üzerine el basarak, efesine mutlak itaat edeceğine, halka zulmetmeyeceğine ve sır vermeyeceğine dair büyük bir yemin ederdi. Görsel olarak da bu adamlar adeta mevcut bozuk düzene birer başkaldırı abidesiydiler. Rengarenk cepkenleri, kayalarda sekebilmek için tasarlanmış kısa şalvarları, deri tozlukları ve bellerine sardıkları o devasa kat kat yorgan kuşaklarıyla meydanlara indiklerinde herkes onlara hayranlıkla bakardı.

Müziğin Ruhu, Aksak Ritimler ve Zeybek Dansı

Peki, bu sert adamlar, bu dağ kanunlarıyla yaşayan mağrur savaşçılar, içlerindeki o coşkuyu ve kederi müziğe nasıl yansıtırlardı? Akademisyen Hale Yamaner Okdan hocanın "Zeybek Oyunlarına Eşlik Eden Çalgı Takımları" isimli o güzel makalesinde de vurguladığı gibi, zeybek oyunları açık havanın, geniş meydanların ve ulu dağlarda yankılanan seslerin oyunudur. Bu yüzden her zaman kaba saz dediğimiz o feryat eden davul ve zurna ikilisi başrolde olmuştur.

Esneyen Zaman: Dokuz Sekizlik Ritmin Sırrı

Bu noktada ritim konusuna derinlemesine girersek, değerli akademisyen Tarkan Erkan hocanın "Zeybek Müziğinin Zamansal, Tempo ve Bireşim Değerlendirmesi" adlı çok kritik çalışmasında üstünde durduğu çok önemli bir detaya rastlıyoruz. Zeybek tarihi ve müziği, Türk halk müziğinin o dünyaca meşhur dokuz zamanlı aksak ölçülerine dayanır; yani 9/4'lük, 9/8'lik veya 9/2'lik ritimlere.

Ancak bakın burası çok önemlidir; bu öyle makine gibi tıkır tıkır işleyen dümdüz bir metronom değildir. Zeybek müziğinde icracının "zamanı esnetmesi" durumu vardır. Davulcu ve zurnacı, o an meydanda oynayan efenin ruh haline, adımlarına, diz vuruşlarına, havada süzülen kollarına göre müziği esnetir, bekletir ve yeniden şahlandırır.

Efe meydanda oynarken kollarını kocaman bir şahin gibi açar, bakışları daima karşıdadır ve omuzları diktir. Bu dans tamamen bireysel bir meydan okumadır. Yere sertçe vurduğu dizi ile "Toprak benimdir, adalet benimdir ve dimdik ayaktayım" demenin bedensel bir çığlığıdır. Sayın Mehmet Ali Türk'ün "Aydın Yöresine Ait 9/4'lük Zeybeklerde Yöresel ve TRT Ritim Saz İcralarının Karşılaştırılması" isimli yüksek lisans tezinde de detaylıca analiz edildiği üzere, zeybek ritimleri efenin o dik ve sarsılmaz karakterini yansıtan çok güçlü vuruşlara sahiptir.

Mübadelenin Gözyaşları: Rebetiko ve Zeibekiko'nun Doğuşu

Şimdi gelin değerli dostlar, zaman makinemize binip tarihin o acımasız çarklarının döndüğü yıllara, suların karşı yakasına doğru uzun bir yolculuğa çıkalım. 1922 yılındaki o büyük ve sarsıcı nüfus mübadelesi dönemindeyiz. Evlerini, tarlalarını ve yüzyıllardır yaşadıkları bereketli Ege topraklarını terk etmek zorunda kalan Anadolu Rumları, gemilerle Yunanistan'a gönderildiler. Atina'nın ve Pire limanının o yoksul, derme çatma mahallelerine sığınan bu insanlar için hayat artık bir cehennemdi; üstelik yerli Yunan halkı onları aralarına kabul etmiyor, dışlıyor ve aşağılıyordu.

İşte müzik tarihinde devrim yaratan "Rebetiko" müziği ve onun ayrılmaz parçası olan "Zeibekiko" dansı, tam da bu derin acının ve dışlanmışlığın içinden fışkıran bir isyan çığlığı olarak doğmuştur. Dimitris Kourzakis'in kaleme aldığı ve Türkçemize kazandırılan "Rebetikonun Kökenleri" adlı o müthiş çalışmada tüm çıplaklığıyla ifade edildiği üzere, Rebetiko, Yunanistan'daki en alt tabakanın, işsizlerin, liman işçilerinin, hapishane avlularına düşenlerin ve "mangas" adı verilen külhanbeylerinin müziğiydi.

Anadolu'dan giden sığınmacılar, kendi zengin müzik kültürlerini İzmir'in Kafe Aman tarzı müzikli eğlence anlayışıyla birleştirip bu insanların karanlık yaşantısına kattılar. Dağların o yankılanan davul ve zurnası gitmiş; yerini kapalı, loş, dumanlı yeraltı tavernalarının telli çalgılarına, yani buzuki ve baglamas’a bırakmıştı. Özündeki ritim yine bizim o bildiğimiz tanıdık dokuz sekizlik ritimdi ancak tavır ve ruh tamamen değişmişti. Şarkıların sözleri kahramanlıkları değil; yoksulluğu, hapishane duvarlarının soğukluğunu, kaybedilmiş hayatları ve memleket özlemini anlatıyordu.

Yaralı Kartalın İçsel Ayini: Katarsis

Peki, gelelim işin can alıcı kısmına; Zeibekiko dansı bu karanlık atmosferde nasıl şekillendi? Zeibekiko kelimesi kökenlerini hiç şüphesiz Batı Anadolu'dan, o zeybeklerin heybetli oyunundan alır; hatta dürüst Yunan kaynakları bile dokuz sekizlik ritimli bu oyunlarına kökenini belirtmek için açıkça "Turkikos" yani Türk işi demektedirler. Bunda tarihi hiçbir şüphe yoktur.

Ancak zaman içinde Zeibekiko ve Zeybek farkı felsefi olarak uçurumlar kadar açılmıştır. Bizim Türk zeybeğimizde efe ne kadar dışa dönükse, dünyaya meydan okuyan bir şahin ise; Zeibekiko oynayan bir "Rebetis" tamamen kendi içine kapanmış, yaralı bir kartaldır. Dans ederken taverna kalabalığını unutur, adeta bir trans haline geçer. Başı öne eğiktir ve kollarını ağır ağır kaldırırken adeta kendi omuzlarına binen o ağır kader yüküyle, kişisel şeytanlarıyla boğuşur.

Bir metrekarelik küçücük bir alanın dışına dahi çıkmaz; o daracık alan onun hapishanesidir. Önceden belirlenmiş hiçbir adımı, hiçbir okullu koreografisi yoktur, her şey tamamen doğaçlama gelişir. Zeibekiko oynayan adam yere diz çöktüğünde ya da sendelediğinde bu bir kahramanlık gösterisi değil, hayata karşı alınan yenilginin ve çekilen büyük acının bedensel bir itirafıdır; felsefedeki adıyla bir katarsis yani kendi ruhunun karanlıklarıyla yüzleşme ayinidir.

Sonuç: Kültürel Miras Kimin Tekelinde?

Toparlamak gerekirse değerli dostlar; bugün Yunanistan'ın Zeibekiko için Guinness Rekorlar Kitabına başvurması, bizim o heybetli efemizin, o dik duruşlu milli zeybeğimizin elimizden alınması demek asla değildir. Onlar, yüzyıl önce Anadolu'nun dağlarından aldıkları bir ritmik temeli kendi mübadele acılarıyla, travmalarıyla yoğurarak yarattıkları o "yaralı kartal" dansını tescil ettirmek istiyorlar. Ege'nin o dumanlı dağlarında adalet arayışı olarak doğan dışa dönük zeybeklik ile, Atina'nın yoksul sokaklarında hayata karşı bir teselli olarak doğan içe dönük zeibekiko aynı kökten, aynı sesten beslenmiş iki devasa kültür şaheseridir.

Kültürel mirasımız, kıskançlıkla kilitler ardında saklanacak ölü bir antika sandığı değil; dünyayla paylaştıkça, insanlığın ortak acılarında eridikçe büyüyen çok canlı bir organizmadır. Bizler efelerimizin, o şahin bakışlı kahramanlarımızın mirasına sonuna kadar sahip çıkarak meydanlarda kollarımızı açıp dik durmaya devam edeceğiz; bırakalım komşularımız da kendi loş tavernalarında geçmişin o ağır hüznünü doğaçlama figürleriyle yaşamaya devam etsinler.

Yorumlarınızı mutlaka aşağıda bekliyorum. Bir sonraki dosyada buluşmak üzere, hoşça kalın.

Saygılarımla,

İbrahim AVCI

 

KAYNAKÇA

  • Avcı, Ali Haydar. "Zeybeklik ve Zeybekler Tarihi", Cumhuriyet Kitapları, 2004.
  • Erkan, Tarkan. "Zeybek Müziğinin Zamansal, Tempo ve Bireşim Değerlendirmesi", DergiPark, 2020.
  • Karpuz, H. Ömer ve Gaddar, Zeliha. "Efelik ve Zeybeklikle İlgili Terminoloji Üzerine Bir İnceleme", Pamukkale Üniversitesi, 2010.
  • Kourzakis, Dimitris. "Rebetikonun Kökenleri" (Çev. Battal Odabaş), İletişim Fakültesi Dergisi, 2003.
  • Okdan, Hale Yamaner. "Zeybek Oyunlarına Eşlik Eden Çalgı Takımları", DergiPark, 2016.
  • Özbilgin, Mehmet Öcal. "Zeybeklik Kurumu ve Zeybek Oyunları", Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2003.
  • Özçelik, Ali. "Afrika Çöllerinden Batı Anadolu Dağlarına...", Tarih ve Günce, 2021.
  • Öztürk, Durmuş Ali ve Şimşek, Mehmet. "Ağır Zeybek Müziklerinde Yorum ve Temsiliyet Farklılıkları", İdil Dergisi, 2025.
  • Türk, Mehmet Ali. "Aydın Yöresine Ait 9/4'lük Zeybeklerde Yöresel ve TRT Ritim Saz İcralarının Karşılaştırılması", Atatürk Üniversitesi, 2012.
Etiketler : Rebetiko müziği Zeybek tarihi Ege kültürü mübadele tarihi İbrahim Avcı Zeybek Dosyası İbrahim Avcı Zeibekiko Nedir Zeibekiko ve zeybek farkı Yunanistan Zeibekiko rekoru
İbrahim Avcı
İbrahim Avcı

1997 yılından bu yana Türk halk biliminin ve geleneksel dans kültürünün içinde yer alan bir araştırmacı, THOF hakemidir. Amatör olarak başladığı Batı Anadolu tarihi ve Zeybek kültürü araştırmalarını, bugün İzmir Dans ve Sanat Akademisi çatısı altında profesyonel sahne eserlerine, oratoryolara ve belgesellere dönüştürmektedir. Geleneksel halk oyunlarının "kusursuz bir sanat dalı" olduğu inancıyla; Anadolu'nun kadim mirasını felsefe, sosyoloji ve moderniteyle harmanlayarak dijital dünyaya ve geleceğe taşımaktadır.

Beğendim
Bayıldım
Komik Bu!
Beğenmedim!
Üzgünüm
Sinirlendim
Bu içeriğe zaten oy verdiniz.

Yorumlar