Arama

101 Yıllık Mahkumiyetten Milli Kahramanlığa: Çaylılı Koca Mehmet Efe | İbrahim Avcı

1 hafta önce

101 yıl ağır hapse çarptırılan bir efe nasıl İstiklal Madalyalı bir kahramana dönüştü? Çaylılı Koca Mehmet Efe'nin sosyal eşkıyalık ve Kuvayı Milliye destanı

 

Değerli okuyucu,

Ege'nin puslu ve sarp dağları, asırlar boyunca yalnızca asırlık zeytin ağaçlarına, incir bahçelerine veya ulu çam ormanlarına ev sahipliği yapmamıştır; bu geçit vermez zirveler, aynı zamanda isyanın, başkaldırının ve adaletsizliğe karşı sıkılmış yumrukların da yurdu olmuştur. 19. yüzyılın sonlarına doğru, uçsuz bucaksız Osmanlı İmparatorluğu her cepheden çatırdarken, bu jeopolitik ve ekonomik çöküşün en ağır faturası Anadolu'nun yoksul, topraksız köylüsüne kesiliyordu. Merkezi devlet otoritesinin giderek zayıfladığı, eşraf ve ayan adı verilen yerel güç odaklarının köylünün emeğine ve aşına ipotek koyduğu bu çetin şartlar altında, hukukun ve nizamın işlemediği yerde halk kendi hukukunu, kendi koruyucusunu yaratmak zorundaydı.

İşte tam bu kırılma noktasında, tarih sahnesine Batı Anadolu'nun efeleri ve zeybekleri çıkıyordu. Bu insanlar basit birer suçlu, adi birer haydut veya çapulcu değillerdi. Onlar, devlet otoritesinin boşluğunda halkın koruyucusu rolünü üstlenen, zenginden alıp fakire veren, haksızlığa uğradığında dağlara sığınarak kendi adaletini dağıtan ve halkın gözünde efsaneleşen kahramanlardı. Tarihçi Sabri Yetkin'in "Ege'de Eşkıyalar" adlı ufuk açıcı eserinde sosyolojik altyapısını detaylandırdığı üzere, sosyal eşkıya, köylünün devlete ve yerel zorbalara karşı duyduğu birikmiş öfkenin ete kemiğe bürünmüş, silah kuşanmış haliydi.

Bu videoda, işte bu puslu dağların içinden kopup gelen, eşkıyalığın kanlı ve karanlık dünyasından sıyrılarak bir ulusun var oluş mücadelesinde paramiliter bir öncüye, modern bir Kuvayı Milliye komutanına dönüşen efsanevi bir karakteri, Çaylılı Koca Mehmet Efe'yi derinlemesine inceleyeceğiz. Çaylılı Koca Mehmet Efe’nin hikayesi, yalnızca bir adamın haksızlık sonucu dağa çıkış serüveni değil; aynı zamanda kişisel bir intikamın, sosyal bir isyana ve en nihayetinde örgütlü bir milli direnişe dönüşmesinin epik destanıdır. Yabancı araştırmacıların kaleme aldığı "The Paramilitary Vanguard" adlı akademik araştırmada da altı özenle çizildiği gibi, o, geleneksel sosyal eşkıyalıkla modern milli savunma arasındaki o ince ve keskin köprüyü kuran en kilit isimlerden biridir. Hazır sanız, Küçük Menderes Havzası'nın kalbine, Ödemiş'in Çaylı köyüne doğru uzun, çarpıcı ve detaylarla dolu bir yolculuğa çıkıyoruz.

 

Bozdağların Göbeğinde Bir Yörük Çocuğu: Doğumu, Ailesi ve "Koca"lığın Ağırlığı

Yıl 1884... İzmir'in Ödemiş ilçesine bağlı, sırtını heybetli Bozdağlar'a dayamış, toprağından bereket fışkıran ama insanının yüzü yoksulluktan ve baskıdan bir türlü gülmeyen o mütevazı Çaylı köyü. Çaylılı Mehmet, işte bu çetin coğrafyada, tarımla ve hayvancılıkla geçinmeye çalışan, kendi halinde, toprağına sıkı sıkıya bağlı bir köylü çocuğu olarak dünyaya gözlerini açtı.

Dönemin köy yaşantısı, bitmek bilmeyen ağır vergiler, mültezimlerin acımasız tahsilat yöntemleri ve jandarmanın ağır baskısı altında adeta eziliyordu. Dağlar, bu düzene isyan eden kanun kaçaklarıyla doluydu. Ödemiş-Tire-Birgi üçgeni, sarp geçitleri, gizli mağaraları ve derin vadileriyle bir eşkıya için sığınılacak en güvenli liman, düzenli ordu ve zaptiye için ise girilmesi en tehlikeli cehennemdi. Mehmet, çocukluktan gençlik yıllarına adım attığında bu coğrafyanın zorluklarıyla yoğrulmuş, dağların gizli patikalarını, su kaynaklarını ve saklanma noktalarını bir yörük çobanı edasıyla ezberlemişti.

Araştırmacı Şahin Efe Yılmaz'ın çalışmalarında da vurguladığı üzere, Mehmet'in gençlik yıllarındaki karakteristik özellikleri, onun ileride nasıl efsanevi bir figür olacağının sinyallerini veriyordu. O, yaşıtları gibi tez canlı, fevri, kanı deli akan ve hemen silaha sarılan bir yapıda değildi. Aksine; suskun, derinden düşünen, olayları tartarak hareket eden, adaletsizlik karşısında içi içini yiyen ama öfkesini ustaca kontrol etmeyi bilen çelik gibi bir iradeye sahipti. İşte tam da bu olgunluğu, bilgeliği ve yaşına göre çok daha ağırbaşlı olması sebebiyle yöre halkı, zeybekler ve arkadaşları ona ilerleyen yıllarda "Koca" lakabını verecekti. "Koca" Mehmet Efe... Yani bilge, ulu, görmüş geçirmiş, sözü dinlenen Mehmet. Ancak bu kendi halindeki bilge çiftçinin o sakin hayatı, bir gece vakti kapısını çalan iki arkadaşının getireceği kanlı ve geri dönüşü olmayan bir teklifle tamamen altüst olacaktı.

 

Namusun ve İhanetin Kesiştiği Nokta: Dağa Çıkış Sebebi ve Sosyal Eşkıyalığın Temelleri

Çaylılı Mehmet'in tarlasında kendi halinde sürdürdüğü o mütevazı çiftçilik hayatı, kaderin ağlarını amansızca ördüğü o karanlık gecede son buldu. Araştırmacı ve yazar Ali Aksakal'ın bizlere aktardığı tarihi kayıtlara ve yöresel anılara göre, her şey son derece sıradan, hatta dönemin kırsalında trajikomik sayılabilecek bir "kız kaçırma" meselesiyle başladı. İki yakın arkadaşı, gözlerine kestirdikleri bir kızı kaçırmaya karar vermişler ve bu tehlikeli, kanunsuz iş için bölgeyi çok iyi bilen Mehmet'in yardımını istemek üzere gece yarısı kapısına dayanmışlardı.

Titizlikle, o karanlık gecenin psikolojik kırılma anını inceleyelim: Mehmet, bu teklifi duyduğunda şiddetle karşı çıkar. "Yahu beni bu işe karıştırmayın be!" diyerek arkadaşlarını geri çevirmek ister. Çünkü o, toprağıyla uğraşan, nizamla sorunu olmayan, beladan uzak durmaya çalışan bir adamdır. Ancak arkadaşları, 19. yüzyıl Anadolu kırsalında bir erkeğin yüzüne söylenebilecek en zehirli, erkekliğine ve cesaretine dokunacak o ağır sözleri sarf ederler: "Sen ne korkak adammışsın da haberimiz yokmuş be! Hadi sen git annenin dizinin dibine otur o zaman!"

Bu sözler, Koca Mehmet'in onurunda onarılmaz bir yara açar. Dağların ve yörüklerin yazılı olmayan kurallarında cesaret her şeydir. Mehmet, gururuna yediremez, bir süre sessizce iç hesaplaşmasını yaşar ve nihayetinde arkadaşlarını kıramayarak bu tehlikeli oyuna dahil olur. Silahlar kuşanılır, gecenin zifiri karanlığında kız kaçırma eylemi başlar. Ancak plan feci şekilde ters teper. Kız kaçırılırken köy ayaklanır. Meşaleler, tırpanlar ve silahlarla peşlerine düşen öfkeli köylülerle kaçaklar arasında nefes kesen, ölümüne bir takip başlar. Namlular geceyi aydınlatır, kurşunlar havada uçuşur ve üç arkadaştan biri, kendilerini takip eden köylülerden birini vurarak yere serer. Kan dökülmüştür artık. İşin rengi tamamen değişmiş, basit bir kız kaçırma macerası, geri dönüşü olmayan bir cinayete dönüşmüştür.

Arkadaşları cinayetin dehşetiyle paniğe kapılır. Koca Mehmet'e dönüp titreyen sesleriyle yalvarırlar: "Arkadaşlar, bu işin sonu yok! Hadi kızı da alalım zaptiyeye teslim olalım, fazla kaçamayız zaten!"

İşte tam bu saniye, Sosyal Eşkıyalık teorisinin kusursuz bir tezahürü, bir adamın sistemle bağlarını kopardığı andır. Neden mi? Çünkü o dönemde devletin adaleti, yoksul bir köylü için bir kurtuluş veya adil bir yargılama değil; rüşvet, ağır işkence, haksızlık ve karanlık zindanlarda çürümek anlamına gelmektedir. Çaylılı Mehmet, zaptiyenin insafına kalmayı, boyun eğmeyi kesin bir dille reddeder. O, yozlaşmış bir sisteme teslim olmaktansa, dağların o acımasız ama kendi içinde adil olan kanunlarına sığınmayı tercih eder. Tüfeğini omzuna asar, arkadaşlarını arkasında bırakır ve karanlık Ege ormanlarının içine doğru tek başına, kararlı adımlarla yürür. Artık o, Çaylı köyünün çiftçisi Mehmet değil; dağların kanun kaçağı, sistemin isyankârı Çaylılı Koca Mehmet'tir. Onun bu kişisel kaçışı, kısa sürede haksızlığa uğrayan diğerlerinin de onun etrafında toplanmasıyla bir çeteleşmeye, adaletsiz düzene karşı sosyolojik bir isyana dönüşecektir.

 

Efsanelerin Çarpışması, Dağların Gizli Kanunları ve Çeteleşme

Dağa çıkan Çaylılı Koca Mehmet, o sarp kayalıklarda fazla yalnız kalmaz. Onun haksızlığa boyun eğmeyen duruşu, yozlaşmış zaptiyeye ve köylüyü ezen yerel derebeylerine öfkeli olan diğer isyankâr gençleri de mıknatıs gibi etrafına çeker. Ali Aksakal'ın da makalesinde belirttiği gibi; Çamurcu Osman, Küçük Hasan, Molla Ömer ve Tekelioğlu Mehmet gibi namlı kızanlar birer birer etrafında toplanır. Artık Küçük Menderes Havzası'nda yeni, disiplinli ve hedefi olan taze bir çete doğmuştur.

Takvimler 1904 yılının yaz aylarını göstermektedir... Kavaklı köyü deresinde, ağustos böceklerinin sesine karışan keskin tüfek patlamaları yankılanmaktadır. Koca Mehmet ve kızanları, dere yatağında nişancılık talimi yapmaktadır. Tam o sırada, tepelerden aşağıya doğru kalabalık ve son derece heybetli bir grubun indiği görülür. Gelen, tüm Ege'yi tir tir titreten, Osmanlı paşalarını hizaya getiren, binlerce adamı öldürdüğü söylenen efsanevi Çakırcalı Mehmet Efe ve tecrübeli kızanlarıdır. Çakırcalı, bu yeni yetme çetenin nişancılığını uzaktan izlemiş ve Koca Mehmet'in duruşundan çok etkilenmiştir. Tarihi kayıtlarda geçen o meşhur diyalog vadide yankılanır: Çakırcalı gür sesiyle bağırır: "Maşallah çok iyi silah kullanıyorsunuz arkadaşlar! Bize katılmak ister misiniz?" Koca Mehmet, efenin efsanesine duyduğu saygıyla yanıt verir: "Olur Efem, şeref duyarız senin kızanın olmaktan!"

Çaylılı Koca Mehmet Efe, bu andan itibaren tam beş yıl boyunca Ege'nin en büyük efsanesi Çakırcalı'nın yanında yetişir. Sosyolojik olarak bu, bir eşkıyanın "staj" ve "pişme" dönemidir. Bu süreçte Ege dağlarının o acımasız ve gizli kanunlarını öğrenir. Prof. Dr. Olcay Pullukçuoğlu Yapucu'nun "İzmir'in Dağlarında Eşkıya Olmak" başlıklı akademik çalışmasında çok net belirttiği üzere, eşkıyalık dünyasında güven her şeydir ve en ufak şüphenin bedeli ölümdür. Çakırcalı'dan, çeteler arası “Güven Testini” öğrenir. Dağ kanunlarına göre, efeler arasında birinin silahının namlusunu oturduğu yerde önüne veya bir başkasına doğru tutması "Seni görmüyorum, sana güvenmiyorum" anlamına gelir. Koca Mehmet, işte bu denli acımasız bir güven çemberinde ayakta kalmayı öğrenir.

Yine Prof. Dr. Yapucu'nun araştırmalarında vurguladığı gibi, çatışmalarda kullanılan bir diğer psikolojik taktik olan "Sözlü Kışkırtmayı” Çakırcalı'dan miras alır. Bu taktikler, ileride Yunan ordusuna karşı vereceği gerilla savaşının temelini oluşturacaktır. Çakırcalı daha sonra Koca Mehmet'i, yardımcı çetesi olan Kara Ali'nin yanına muavin olarak verir. Ancak eşkıyalığın fıtratında ihanet ve pusu eksik olmaz. Bir çatışmada jandarmaya yakalanırlar. Kara Ali asılarak idam edilir. Çaylılı Koca Mehmet Efe ise İzmir'de çıkarıldığı Ağır Ceza Mahkemesi'nde tam 101 yıl ağır hapis cezasına çarptırılır. Fakat mahkemedeki asil duruşu, korkusuzluğu ve erdemi o kadar etkilidir ki, Ağır Ceza Reisi dayanamayıp tarihe geçen şu sözü söyler: "Bu babayiğit delikanlıya kıymayacağım..." İdamdan kurtulmuştur ama 101 yıllık bir karanlık onu beklemektedir.

Peki, 101 yıllık bu imkânsız ceza nasıl affedildi? Yıllar hapishanenin soğuk taş duvarları arasında geçerken, 1911 yılında ustası Çakırcalı Mehmet Efe Karıncalıdağ'da bir takipte öldürülmüştür. Ege dağları bir anda lidersiz kalmıştır. Çakırcalı'nın zeybeği Koca Yörük Hacı Mustafa Efe dağlarda direnmeye devam etmektedir. Devlet, Hacı Mustafa'nın düze inip teslim olması için masaya oturur. Hacı Mustafa'nın devlete sunduğu tek ve kesin bir şart vardır: "Çaylılı Koca Mehmet de mahpustan çıkarılırsa, ancak o zaman silahımı bırakır, düze inerim!"

Sosyolog Karen Barkey'in "Eşkıyalar ve Devlet" çalışmasında sıkça bahsettiği o zorunlu devlet-eşkıya ittifakı tam burada devreye girer. Asayişi sağlamakta aciz kalan devlet, çaresizce bu pazarlığı kabul eder. Koca Mehmet Efe 101 yıllık mahkumiyetten kurtulur, hapisten çıkar ve dahası devlet tarafından "Kır Serdarı" ilan edilir. Düzenin düşmanı olan adam, artık Alaşarlı, Kızılcavlu, Çaylı ve Kaymakçı ovalarında devlet namına asayişi sağlayan resmi bir güce dönüşmüştür. 

 

İmparatorluk Çökerken Yükselen Ateş: Çanakkale Cehennemi, Dağ Telgrafı ve Milli Direniş

1914 yılına geldiğimizde, Birinci Dünya Savaşı patlak vermiş, Osmanlı İmparatorluğu yedi düvele karşı varlık yokluk mücadelesine girmiştir. Devlet, "gönüllü olarak cepheye giden mahkumlar ve kanun kaçakları affedilecektir" çağrısı yapar. Askerlikten kaçıp dağlara sığınan pek çok zeybeğin aksine, Koca Mehmet Efe tereddütsüz bir şekilde Çanakkale Cephesi'ne gönüllü olarak koşar. O artık kendi intikamının değil, bir milletin intikamının peşindedir.

Çanakkale'nin kan, çamur ve barut kokan dar siperlerinde modern savaşın acımasız yüzüyle tanışır. Dağlardaki bireysel gerilla pusu taktikleri, yerini ağır topçu bombardımanlarına, süngü hücumlarına ve düzenli ordu disiplinine bırakır. Koca Mehmet, ateş altında birlik idare etmeyi öğrenir. Bu cehennemden "Gazi" unvanıyla, taktiksel anlamda modernleşmiş bir muharip olarak Ege'ye döner. Kazandığı bu gazilik unvanı, ona halk nezdinde eşsiz bir meşruiyet ve saygınlık kazandırır.

Tarihler 15 Mayıs 1919'u gösterdiğinde, kara bulutlar Ege'ye çöker; İzmir Yunan işgali altına girer. Düşman çizmeleri Küçük Menderes Havzası'nı çiğnerken, Çaylılı Koca Mehmet Efe, Çanakkale'de öğrendikleriyle derhal harekete geçer. O artık devlete isyan eden bir eşkıya değil, işgalciye karşı namlu doğrultan, halkını koruyan örgütlü bir Kuvayı Milliye komutanıdır. Önce Gökçen Hüseyin Efe ile birleşerek direnişi başlatır. Ödemiş dağlarında, Kaletepe'de Yunan ordusuna cehennemi yaşatırlar. O sarp coğrafyayı bir harita gibi ezbere bilen efeler, Yunan birliklerini şaşkına çevirir. Ancak bu amansız çatışmalarda yiğit Gökçen Efe şehit düşer.

Sırtını Çaylı kısığına dayayan Koca Mehmet Efe, burada ikinci bir savunma hattı kurar. Yunan ordusu köyleri yakarak ilerlemektedir. Koca Mehmet'in sadece silah gücü değil, müthiş bir istihbarat dehası olduğu burada ortaya çıkar. Kaynakların bize aktardığı askeri stratejisi olan "Dağ Telgrafı" sistemini kurar. Tüm köylüleri, çobanları birer istihbarat kuryesi yapar. Yunan birliklerinin hareketleri anında dağdaki efelere fısıldanır. Onlar, ana yollara sıkışmış düzenli bir orduya karşı, dağların "görünmez hayaletleri" olmuşlardır.

Halkın sağ salim güvenli olan Aydın bölgesine göç etmesini sağlamak için tarihe geçecek, yürek burkan bir fedakârlık planı yapar. Yunan kuvvetlerini kendi üzerlerine çekmek ve halka kaçış zamanı kazandırmak için canından çok sevdiği kardeşi Tahir Efe'yi ve kızanlarını sahte bir hedef olarak Kiraz yönüne yollar. Yunan ordusu bu ölümcül şaşırtmacaya kanıp o yöne yönelir, sivil halk katliamdan kurtulur ama bu uğurda kardeşi Tahir Efe acımasızca şehit edilir. Mehmet Efe'nin yüreğine düşen bu kardeş koru, onu durdurmak yerine savaşma azmini bir yanardağ gibi patlatır.

Kardeşinin acısını kalbine gömen Çaylılı Koca Mehmet Efe, eli silah tutan 130 tam teçhizatlı, disiplinli adamıyla birlikte dağları aşarak Aydın'a geçer ve Milli Mücadele'nin efsane ismi Yörük Ali Efe'ye katılır. Bu tarihi buluşma, sosyal eşkıyalığın unutulmayan vefasının en muazzam kanıtıdır. Yörük Ali Efe, Koca Mehmet'i karargahında gördüğünde hemen tanır ve anılarında şu tüyler ürperten "Peynir ve Ekmek" anekdotunu anlatır: "Çocukluğumda dağda hayvanları güderken Çakıcı ve kızanları yanıma gelmişlerdi. Dağ başındaki o aç çoban çocuğa, yani bana, Çaylılı Koca Mehmet Efe kendi peynir ve ekmeğini vermişti. Yaşına ve eski bir tanınmış efe olmasından ona hürmette kusur etmedim."

Yörük Ali Efe, zeybek hiyerarşisindeki yaşa ve tecrübeye hürmeten ona hep "Emmi" diye hitap eder. Koca Mehmet Efe, basit bir çete üyesi değil, Çanakkale'den gelen askeri bir taktisyen olduğu için çok kritik bir görevi üstlenir: "Aydın Köprüsü Savunması". Efe'nin kendi hatıralarından aktarılan, "Biz Aydın köprüsünü tutuyorduk" cümlesi, o köprünün üzerinden geçecek olan bağımsızlığın ve direnişin en büyük teminatının kendisi olduğunu kanıtlar. 

 

Dağlardan Düze, Silahlardan Sabana: Bir Efsanesinin Sonu ve Mirası

Millî Mücadele destansı bir zaferle taçlanıp, Yunan ordusu o puslu dağlardan denize döküldükten sonra, Türkiye Cumhuriyeti kurulur. Çaylılı Koca Mehmet Efe'nin hikayesi, devletle çatışırken ölen ve başı kesik halde gömülen ustası Çakırcalı'nın trajik hikayesinden çok farklı bir sonla biter. Çaylılı Koca Mehmet Efe, milletinin kurtuluşuna omuz vermiş bir "Milli Efe" olmanın gururuyla, göğsünde parıl parıl parlayan İstiklal Madalyası'nı taşıyarak çok sevdiği köyü Çaylı'ya döner.

Barış gelmiştir; o da dağların kanununa uyarak silahını usulca duvara asar, yıllar önce bıraktığı sabanını tekrar eline alır. 1934 yılında Soyadı Kanunu çıktığında, doğduğu ve uğruna savaştığı toprağa duyduğu sevdayla "Çaylı" soyadını alır. O artık dağların korkulu rüyası, karanlık gecelerin eşkıyası değil; Cumhuriyet'in saygın bir vatandaşı, gençlere vatan sevgisini ve zeybekliğin o bükülmez mertliğini anlatan ak sakallı, bilge bir çınardır. Sosyal eşkıyalık görevini fazlasıyla tamamlamış, kendi adaletini değil, milletinin adaletini tesis eden devlete boyun eğmiş ve efsanesini eşsiz bir onurla mühürlemiştir.

Takvimler 23 Nisan 1959'u gösterdiğinde, 75 yaşında hayata gözlerini yumar. Ancak onun mirası asla toprağa gömülmemiştir. Bugün Ödemiş'te kendi adını taşıyan bir sokakta ve Ödemiş Yıldız Kent Arşivi ve Müzesi'nde (ÖYKAM) sergilenen o emektar gümüş saati, düşmana korku salan yatağan kaması ve barut kokulu tüfeğinde nefes almaya devam etmektedir. O, haksızlığa karşı isyanın, zor zamanda vatan sevgisinin ve gerektiğinde kardeşi dahil her şeyini millet için feda etmenin sembolü olarak Ege'nin zeybek kültüründeki o şanlı, sarsılmaz yerini sonsuza dek almıştır.

Değerli izleyiciler, bir videonun daha sonuna geldik. Tarihin tozlu sayfalarında kalmış, haksızlığa boyun eğmeyen kahramanlarımızdan birini daha anlattığım bu videomuzu beğendiyseniz beğen butonuna basmayı ve kanalıma abone olmayı unutmayın. Başka bir tarihin izinde buluşmak üzere, hoşça kalın.

Saygılarımla

İbrahim AVCI

 

 

KAYNAKÇA

  • Aksakal, Ali. "Ödemiş Çaylılı Koca Mehmet Efe", Haber Hürriyeti, 2014.
  • Anonim (Akademik Rapor). "The Paramilitary Vanguard: A Comprehensive Analysis of Çaylılı Koca Mehmet Efe and the Zeybek Resistance in Western Anatolia", 2026.
  • Barkey, Karen. "Eşkıyalar ve Devlet", Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 2011.
  • Folklora Doğru Dergisi, Boğaziçi Üniversitesi Yayınları, 1997.
  • Güneş, Günver. "Milli Mücadelede Aydın Sancağı ve Yörük Ali Efe", 2024.
  • Hobsbawm, Eric J. "Eşkıyalar"
  • Özkurt, Fatih. "Milli Mücadele Döneminde Yörük Ali Efe", Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü (Yüksek Lisans Tezi), 2008.
  • Üsküp, Şeref. "Hey Gidinin Efesi" ve "Milli Mücadele'de Efeler", Hür Efe Matbaası, İzmir, 1988-1992.
  • Yapucu, Olcay Pullukçuoğlu, Özgün, Cihan ve Özçelik, Ali. "Batı Anadolu Eşkıyalık Tarihi", Ege Üniversitesi Yayınları, İzmir, 2019.
  • Yetkin, Sabri. "Ege'de Eşkıyalar", Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 1996.
  • Yılmaz, Şahin Efe. "Çaylılı Koca Mehmet Efe", Anka Enstitüsü, Eğitim, Birey ve Toplum Farkındalığı Makaleleri, 2019.

·   

Etiketler : Çaylılı Koca Mehmet Efe sosyal eşkıyalık Kuvayı Milliye komutanları Çakırcalı Mehmet Efe Yörük Ali Efe Ödemiş Çaylı köyü Küçük Menderes efeleri zeybek tarihi İbrahim Avcı belgesel İbrahim Avcı ibrahim avcı
İbrahim Avcı
İbrahim Avcı

1997 yılından bu yana Türk halk biliminin ve geleneksel dans kültürünün içinde yer alan bir araştırmacı, THOF hakemidir. Amatör olarak başladığı Batı Anadolu tarihi ve Zeybek kültürü araştırmalarını, bugün İzmir Dans ve Sanat Akademisi çatısı altında profesyonel sahne eserlerine, oratoryolara ve belgesellere dönüştürmektedir. Geleneksel halk oyunlarının "kusursuz bir sanat dalı" olduğu inancıyla; Anadolu'nun kadim mirasını felsefe, sosyoloji ve moderniteyle harmanlayarak dijital dünyaya ve geleceğe taşımaktadır.

Beğendim
Bayıldım
Komik Bu!
Beğenmedim!
Üzgünüm
Sinirlendim
Bu içeriğe zaten oy verdiniz.

Yorumlar