Arama

Kuvâ-yi Milliye'nin Sancılı Yüzü: Kıllıoğlu Hüseyin Efe Kimdir?

1 saat önce

Vatan sevgisi ve zeybeklik onurunun birbirine karıştığı sarsıcı bir hayat! Kıllıoğlu Hüseyin Efe'nin Dalama pususundan Millî Mücadele'ye uzanan hikayesi.

Merhaba sevgili okuyucu!

Bugün, haksızlığa boyun eğmeyen ama aynı zamanda öfkesine yenik düşen bir efsanenin, Kıllıoğlu Hüseyin Efe'nin konuşalım. Dalama pususunun yarattığı psikolojik yıkımı, efeler arasındaki amansız güç savaşlarını ve Millî Mücadele'deki kahramanlıklarını kronolojik bir sıraya koyarak, doğumundan ölümüne dek tam bir belgesel tadında ele alacağız. Çayınızı, kahvenizi alın; ihanetlerin, pusuların, zeybeklik onurunun ve vatan sevgisinin birbirine karıştığı bu sarsıcı hikâyeye başlıyoruz.

YÖRÜK ÇADIRLARINDAN DAĞLARA UZANAN GENÇLİK

Hikâyemiz, Aydın'ın Çine ilçesine bağlı Tatarmemişler köyünde başlıyor. Kıllıoğlu Hüseyin Efe, Tatarmemişler köyünden Bekir oğlu Hüseyin ile Yağcılar köyünden Fadime'nin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Kendisinin Yörük aşiretlerinden geldiği söylenmektedir. Çocukluk ve ilk gençlik yılları, kardeşleri İbrahim, Mehmet ve Osman ile birlikte sarp dağlarda keçi ve koyun çobanlığı yaparak geçmiştir. Fiziksel olarak ince uzun boylu, buğday tenli, sert mizaçlı ve oldukça cesur bir gençtir.

Küçük yaşta babasını kaybeden Hüseyin'in hayatını değiştiren asıl olay, ailenin yükünü çeken ağabeyi İbrahim'in öldürülmesidir. Dayısının oğlunun düğününde, kına alayından dönerken bir köylüsü tarafından dolma tüfekle vurulan İbrahim'in son sözleri, "Üsen'e söyleyin, kanımı yerde koymasın" olmuştur. Bu söz, Hüseyin'in hayatında bir dönüm noktasıdır. Ağabeyinin intikamını almak için silahını kuşanıp dağa çıkmış, asıl katili bulamasa da onun oğlunu bularak öldürmüş ve böylece kanlı bir yola, eşkıyalığa adım atmıştır.

Olaylar bununla da kalmamıştır; dayısına kız kaçırma olayında yardım ettiği için bir süre hapse düşmüş, hapisten çıktıktan sonra askerlik çağı geldiği halde İstanbul'da kendisine "çürük" raporu verilmesi üzerine hiç askerlik yapmadan Aydın dağlarına geri dönmüştür. Askerden kaçan kardeşi Mehmet'i ve çevresindeki diğer adamları da yanına alarak adam kaçırma, cinayet ve soygun gibi şakilik faaliyetlerine başlamıştır.

ZEYBEKLİK KÜLTÜRÜ, ALANYALI MOLLA AHMET ÇETESİ VE İLK YARALAR

Kıllıoğlu Hüseyin Efe, kendi başına hareket etmektense o dönemin namlı efelerinden Alanyalı Molla Ahmet Efe'nin çetesine katılmaya karar vermiştir. Bu çete, Hüseyin Efe için tarihi bir dönüm noktasıdır çünkü burada hayatı boyunca kaderinin kesişeceği bir başka efsanevi isimle, Yörük Ali Efe ile de tanışmış ve arkadaşlığı pekişmiştir.

Ancak eşkıyalık dünyasında işler her zaman plana uygun gitmez. Bozdoğan Hükümet Konağı baskını sırasında Kıllıoğlu Hüseyin, efenin haberi olmadan Ovacıklı Deli Mehmet Efe ile birlikte cezaevi kapısını açınca işler fena karışmıştır. Çete lideri Molla Ahmet Efe bu itaatsizliğe çok sinirlenerek onlara ateş açmış; Deli Mehmet Efe hayatını kaybederken, Hüseyin Efe göğsünden ağır yaralanmıştır. Arkadaşları onu katır sırtında Madran Dağı'na kaçırmış ve iç kanama geçirmesini engellemek için ilginç bir zeybek tedavisi uygulayarak onu bacaklarından bir çam ağacına asmışlardır. İki üç gün bu şekilde asılı kaldıktan sonra annesine teslim edilmiş ve iyileşir iyileşmez yeniden çeteye katılmıştır.

1916 yılına gelindiğinde, çete Kavaklıdere Karakolu'nu basma kararı almıştır. Bu kanlı baskında karakol çavuşu öldürülmüş ancak çete lideri Alanyalı Molla Ahmet Efe de ağır yaralanmıştır. Ölmeden önce kızanlarını toplayan Molla Ahmet Efe, yerine henüz 20 yaşında olan baş kızanı Yörük Ali'yi reis olarak bıraktığını vasiyet etmiş, böylece Yörük Ali "Efe" unvanını almıştır.

Bir süre Yörük Ali Efe ile dağlarda dolaşan Kıllıoğlu Hüseyin, daha sonra kendi yolunu çizmeye karar vererek çetesinden ayrılmış ve Menderes'in güneyindeki dağları kendi egemenlik alanı ilan etmiştir. Bu dönemde Nazilli Jandarma Komutanı Asteğmen Fethi Bey efelerin peşine düşmüş, Camızağılı köyü civarındaki pusuda Kıllıoğlu Hüseyin sol elinden yaralanarak parmaklarını tam kullanamaz hale gelmiştir. Fethi Bey'in affedilecekleri yönündeki çağrısıyla düze inmeye karar veren Kıllıoğlu, inmeden önce elinin sakat kalmasına sebep olan muhbir Eski Çineli Şakir'i bularak öldürmüş ve intikamını aldıktan sonra köyüne yerleşmiştir.

DÜZE İNİŞ, GÖRKEMLİ DÜĞÜN VE ZEYBEKLİK ONURUNUN KIRILDIĞI AN: "DALAMA PUSUSU"

Affedilip düze inen Hüseyin Efe, Yağcılar köyüne yerleşmişti ancak temkinliydi; adamlarının silahlarını teslim etmemişti. O dönemde Çine'de devlet otoritesi o kadar zayıftı ki, bölgede sadece bir kaymakam ve küçük bir manga jandarma vardı; bu yüzden halk toprak kavgaları ve haksızlıklar için devlete değil, kendi yöntemleriyle adalet dağıtan Kıllıoğlu Hüseyin Efe'ye başvuruyordu. Mart 1919'da Hüseyin Efe, Kuru Köy'den Fatma ile evlenmiş ve bir hafta süren çok gösterişli, içkili bir düğün yapmıştır; bu düğünün en itibarlı misafiri de Yörük Ali Efe'dir.

Fakat bu huzur dolu yerleşik hayat çok kısa sürdü. Nisan 1919'da Nazilli'nin yeni Jandarma Komutanı Arap Yüzbaşı Nuri'nin düğününe katılmak üzere Yörük Ali Efe ile birlikte, tabi ki ayrı yollardan, yola çıkan Kıllıoğlu Hüseyin Efe ve kızanları, gece karanlığında Dalama köyü yakınlarında pusuya düşürülmüştür. Çalıkakıcı Kara Durmuş Ali ve adamları tarafından kurulan (veya başkası için kurulup Kıllıoğlu'nun tesadüfen içine düştüğü) bu pusuda, efeler atlarından indirilmiş, paraları ve en önemli onur sembolleri olan silahları ellerinden alınmıştır. Efe ve kızanları kelimenin tam anlamıyla "bir don bir gömlek" kalana dek çırılçıplak soyulmuşlardır.

Bu olay, Kıllıoğlu'nun kişiliğinde ve zeybeklik onurunda tam bir kırılma noktasıdır. Bir efenin silahını çaldırması ve böylesine aptalcasına soyularak aşağılanması, zeybek dünyasında akılların almayacağı kadar büyük bir gurur kırıklığıydı. Uğradığı bu utancı sindiremeyen Efe, fevri ve şiddete eğilimli yapısının da etkisiyle korkunç bir intikam hırsına kapılmıştır. Failleri bulabilmek için köylere inerek halka zulmetmeye başlamış ve bu kör öfke krizleri sırasında günahsız birkaç kişiyi dahi infaz etmiştir. Yaşadığı utancın lekesiyle yerleşik hayatta kalamayacağını anlayan Kıllıoğlu, Yörük Ali Efe ile bir araya gelerek o meşhur sözünü söylemiştir: "Bizi köyler ovalar paklamaz". Böylece efeler tekrar Madran Dağları'na çıkmış, zeybeklik yeniden başlamış, Çine ve Yenipazar köylerine yeniden büyük bir korku salınmıştır.

VATAN İÇİN DİRENİŞ: KUVÂ-Yİ MİLLİYE VE MALGAÇ BASKINI

Ege dağlarında bu şahsi hesaplaşmalar yaşanırken, asıl büyük yangın Ege'nin kıyılarında başlamıştı. 15 Mayıs 1919'da Yunan ordusu İzmir'i işgal etmişti. Düzenli ordu dağılmış, 57. Tümen Komutanı Albay Şefik (Aker) Bey kuvvetlerini Aydın'dan Çine'ye çekmek zorunda kalmıştı. Vatanı savunacak düzenli bir güç kalmayınca, Albay Şefik Bey ve beraberindeki genç subaylar, halkın saygı ve korku duyduğu efeleri örgütlemeye karar verdiler.

1 Haziran 1919'da Çine'nin Yağcılar köyüne, Kıllıoğlu Hüseyin Efe'nin karargâhına giden subaylar, efelerle tarihi bir görüşme yaptılar. Subaylar, “Biz size yeterli mermiyi vereceğiz, siz bize katılın. Çünkü efeler keskin nişancı, attığını vuruyor.” diyerek onları vatan savunmasına davet ettiler. Efeler bu teklifi kabul etti. Lider seçimi sırasında Kıllıoğlu Hüseyin önce Kozalaklı'yı önerse de en sonunda genç ve zeki olan Yörük Ali Efe'nin başa geçmesine karar verildi.

5/6 Haziran 1919 gecesi Çine Askerlik Şubesi'nde Yörük Ali Efe, Kıllıoğlu Hüseyin Efe ve Albay Şefik Bey bir araya gelerek "Yörük Ali Efe Müfrezesini, yani Yunan'a karşı kurulan ilk Kuvâ-yi Milliye birliğini resmen oluşturdular. Bu, şakiliğin bittiği ve Millî Mücadele'nin başladığı andı.

Hedef, Sultanhisar'daki Malgaç Köprüsü'nü koruyan Yunan karakoluydu. Çine'den 17 kişiyle yola çıkan bu yiğitler yollardan topladıkları kızanlarla 60 kişiye ulaştılar. Malgaç Baskını gerçekleştiğinde, dere kenarından süzülerek sipere yerleşen ve ilk silahı patlatarak çatışmayı başlatan kişi Kıllıoğlu Hüseyin Efe'nin ta kendisiydi. Baskın büyük bir başarıyla sonuçlandı. Daha sonra 27 Haziran 1919'daki Menderes Köprübaşı Muharebesi’nde de Kıllıoğlu Hüseyin Efe ön saflarda Yunanlılarla göğüs göğüse çarpışmıştır.

SİYASİ KRİZLER, FEVRİLİK VE DEMİRCİ MEHMET EFE İLE DERİN HUSUMET

Millî Mücadele tüm hızıyla sürerken, Kıllıoğlu Hüseyin Efe'nin vatanseverliği kadar, itaat tanımaz ve fevri yapısı da büyük krizlere neden oluyordu. Zeybek töresine uymayan, başına buyruk eylemleri hem sivil yetkililerle hem de diğer efelerle arasının açılmasına sebep oldu.

O dönemde henüz genç bir toprak ağası olan Adnan Menderes'in yanına destek istemek için giden Kıllıoğlu, Menderes'in 500 lira vermeyi reddetmesi üzerine öfkesine hâkim olamayıp silahını çekmiş ve onu vurmaya kalkışmıştır; araya giren Yörük Ali Efe, Menderes'in hayatını kurtarmıştır. Aynı şekilde, "Galip Hoca" takma adıyla bölgede bulunan Celal Bayar da Kıllıoğlu'nun gazabından nasibini almıştır. Kâğıt oynarken hile yapan ve duruma müdahale eden Bayar'a sinirlenen Kıllıoğlu, tabancasını çekip Bayar'ın şakağına dayamıştır. Ayrıca, Çine Heyet-i Milliyesi Başkanı Kadıköylü Mustafa Efendi'yi yok yere öldürtmüş, kendisine direnen Çine Kaymakamı İbrahim Ethem Bey'i Hükümet Konağı önünde kurşunlayarak ömür boyu "Topal Kaymakam" olarak bırakmıştır.

Ancak Kıllıoğlu'nun sonunu hazırlayan asıl gerilim, "Aydın Kuvâ-yi Milliye Komutanı" sıfatını taşıyan Demirci Mehmet Efe ile yaşadığı derin bölgesel güç çekişmesiydi. Demirci Mehmet Efe tüm efeler ve sivil idare üzerinde kesin bir otorite kurmak isterken, Kıllıoğlu'nun kendi başlarına buyruk hareket etmesi sürekli bir çatışma yaratıyordu.

Bu gerilimin patlama noktası Muğla'da yaşandı. 1919 yılının sonları ve 1920 başlarında Yörük Ali ve Kıllıoğlu Hüseyin Efe kızanlarıyla Muğla'ya giderek bölge idaresine nüfuz etmeye çalıştılar. Kıllıoğlu'nun misafir edildiği evin kızı olan Şerif Efendi'nin torununu zorla kendine eş edinmeye kalkması gibi taşkınlıkları, halkı bezdirmişti. Bu durumdan rahatsız olan yerel yöneticilerin Demirci Mehmet Efe'den yardım istemesi üzerine, Demirci Mehmet Efe Yüzbaşı Cavit Bey komutasındaki 200 kişilik silahlı gücünü Muğla'ya göndererek Kıllıoğlu ve Yörük Ali'yi şehri terk etmeye zorladı. Muğla'daki bu olaylar, Demirci Mehmet Efe ile Kıllıoğlu Hüseyin Efe arasındaki husumeti onarılamaz bir boyuta, tam bir kan davasına taşıdı.

DÜZENLİ ORDUNUN KURULMASI, ESKİ ALIŞKANLIKLAR VE BOZDOĞAN PUSUSU

1921 yılına gelindiğinde Ankara Hükümeti düzenli orduyu kurmuş ve efe müfrezelerinin dağıtılmasına karar vermişti. Kıllıoğlu Hüseyin Efe'nin "Çine Millî Taburu" komutasında Sarayköy cephesinde savaşması bekleniyordu. Ancak o, disiplin altına girmeyi reddederek kardeşleriyle birlikte Kuşadası ve Söke yöresine inmiş, Rum ahalinin ve sonrasında Türk köylülerinin yaşadığı yerleri soyarak haraca bağlamaya başlamış, eski eşkıyalık günlerine geri dönmüştür. Bu durum üzerine tabur dağıtılmış ve Kıllıoğlu köyüne çekilmeye zorlanmıştır.

Ankara'ya ve idari makamlara yağan şikâyetler üzerine, Kıllıoğlu'nun en büyük düşmanı olan Demirci Mehmet Efe ve Nazilli Jandarma Komutanı Arap Yüzbaşı Nuri Bey ortak kurnazca bir plan hazırladılar. Nuri Bey, kibrini iyi bildiği Kıllıoğlu Hüseyin Efe'ye doğrudan Mustafa Kemal Paşa'nın ağzından yazılmış gibi sahte bir telgraf gönderdi. Telgrafta, "Sen, Çine Kaymakamını vurmuş olsan da ben gocunmadım. Sen ulusal bir kahraman efesin. Başarılarından dolayı seni tebrik ediyor, yeni görevler vermek istiyorum." yazıyordu.

Bu sahte övgüyle gururlanan Hüseyin Efe, Nuri Bey'in Bozdoğan'da verdiği yemeğe katılmayı kabul etti. Yanına 11 kızanını alarak Bozdoğan Belediye binasına gitti. Gündüz törenlerle karşılandılar, akşam içki içip sarhoş oldular. Nuri Bey, karşılıklı güven bahanesiyle hem jandarmaların hem de efelerin silahlarını bir odaya kilitlemeyi teklif etti; Kıllıoğlu bu ölümcül hatayı kabul etti.

Kıllıoğlu ve adamları derin bir uykuya daldığında, Nuri Bey çoktan Demirci Mehmet Efe'ye haber uçurmuştu. Gece yarısı Demirci Mehmet Efe'nin kızanları (veya Nuri Bey'in müfrezesi) odaya girerek silahsız ve uykuda olan Kıllıoğlu Hüseyin Efe ile 11 adamını kurşuna dizerek öldürdüler. Ertesi gün, bu efsanevi efenin cesedi ibret olsun diye Nazilli sokaklarında dolaştırıldı.

BIRAKTIĞI MİRAS VE KAPANIŞ

Kıllıoğlu Hüseyin Efe'nin hayatı, tam anlamıyla o zorlu yılların bir özetidir. Bir yanda köylüleri haraca kesen, haksız yere can alan, kendi onuru kırıldığında masum köylüleri katledecek kadar gözü dönen bir zorba; diğer yanda vatan savunmasında Malgaç Köprüsü'nde ilk kurşunu atan, cephede parmağını kaybeden bir direniş kahramanı...

Torunu Dursun Güven'in anlattığına göre, savaştan sonra bizzat Mustafa Kemal Atatürk, vatan için savaşan efelerin ailelerine maaş bağlamak istemiştir. Ancak Kıllıoğlu'nun ailesi ve yoldaşları o günün büyük yokluğuna rağmen şu tarihi cevabı vermişlerdir: "Biz para için savaşmadık!". Maaşı reddeden bu insanlar yokluk içinde ölmüşler ama onurlarından asla ödün vermemişlerdir.

Kıllıoğlu Hüseyin Efe'yi bugün ne kusursuz bir aziz ne de sadece bir cani olarak hatırlayabiliriz. O, doğruları ve çok büyük hatalarıyla, zeybek kültürünün ve Ege dağlarının en karmaşık, en acımasız ama aynı zamanda vatanperver figürlerinden biriydi.

Bu yazımda Kıllıoğlu Hüseyin Efe'nin tüm serüvenini inceledik. Yazımı beğendiyseniz yorumlarda fikirlerinizi paylaşmayı olmayı unutmayın. Başka bir tarihi yolculukta görüşmek üzere, hoşça kalın!

Saygılarım

İbrahim AVCI

 

KAYNAKÇA

·         Akça, Dr. Bayram. "Milli Mücadele Döneminde Yörük Ali Efe'nin Muğla ve Havalisindeki Faaliyetleri", Muğla Üniversitesi SBE Dergisi.

·         Avcı, İbrahim. "Malgaç Baskını: Yörük Ali Efe'nin İlk Zaferi" (YouTube İçeriği).

·         Aydın Adnan Menderes Üniversitesi e-gzt ADÜ. "KILLIOĞLU HÜSEYİN EFE’NİN MİRASI" (Öğrenci Uygulama Haber Sitesi İçeriği).

·         Haytoğlu, Yrd. Doç. Dr. Ercan. "Aydın Kuva-yı Milliyesinde Efe ve Zeybekler", Belgi Dergisi.

·         Köşklü, Hasan (ve diğerleri). "Kıllıoğlu Hüseyin Efe" (Google Groups Tartışma Kayıtları).

·         Özbekler, Kerim. "Kıllıoğlu Hüseyin Efe...", Milliyet Blog (Tarih).

·         Özgün, Cihan (ve diğerleri). "II. Abdülhamit Döneminde İzmir ve Çevresinde Eşkıya ve Eşkıya Yatakları", Ege Üniversitesi Basım ve Yayınevi.

Etiketler : Kıllıoğlu Hüseyin Efe Alanyalı Molla Ahmet Efe Yörük Ali Efe Kuvâ-yi Milliye Demirci Mehmet Efe
İbrahim Avcı
İbrahim Avcı

1997 yılından bu yana Türk halk biliminin ve geleneksel dans kültürünün içinde yer alan bir araştırmacı, THOF hakemidir. Amatör olarak başladığı Batı Anadolu tarihi ve Zeybek kültürü araştırmalarını, bugün İzmir Dans ve Sanat Akademisi çatısı altında profesyonel sahne eserlerine, oratoryolara ve belgesellere dönüştürmektedir. Geleneksel halk oyunlarının "kusursuz bir sanat dalı" olduğu inancıyla; Anadolu'nun kadim mirasını felsefe, sosyoloji ve moderniteyle harmanlayarak dijital dünyaya ve geleceğe taşımaktadır.

Beğendim
Bayıldım
Komik Bu!
Beğenmedim!
Üzgünüm
Sinirlendim
Bu içeriğe zaten oy verdiniz.

Yorumlar